anaokulu aşkı

benden yazar olmaz
her daim garip bir sempati ile anımsanan aşktır.

her şey "özgecan seni kaçırayım mı?" dememle başladı. özgecan da "kaçır..." dedi utangaç bir üslupla... bahar havasıydı, aylardan mayıs olabilir, öyle anımsıyorum... kızı eve götürürken yolda dünyanın kralıydım sanki. evet, bir süper kahramandım ben çünkü aylardır utangaç utangaç bakındığım özgecan'ın elinden tutmuş o'nu kaçırıyordum. o yaşta kız kaçırmıştım oğlum boru mu? son derece ciddi bir adam edası ile kapıyı çaldım ve anneme "anne ben özgecan'ı kaçırdım" dedim. annem ise beni yıkmakta geç kalmadı...
"hadi oğlum, özgecan'ı evine geri götür"...
o an o süper kahraman gitti, yerine bildiğiniz cüce gibi bir çocuk geldi. masumlaşmıştım. anneme sadece şunu diyebildim "peki anne"...
özgecan şimdi nasıl bir kız olmuştur, belki de evlenmiştir bunu da bilmiyorum.

80'li yılların ortalarıydı; 1985'ti galiba. pink floyd'un dark side of the moon albümündeki o çocukluğa geri dönüşün halet-i ruhuyesi kapladı şimdi içimi. kara şimşek izliyorduk, sovyetler birliği daha yıkılmamıştı. gorbaçov çıkıyordu her akşam televizyona. geceleri isak kuşları ötüyordu bahar akşamlarında.
susurluk'ta evimizde, küçük bir kuş kadar hürdüm; ben özgecan'ı kaçırırken...
biz büyüdük, ve kirlendi dünya. ama bak şimdi, şimdi ama bak...