boğazlıyan kaymakamı kemal bey

kolibandi
tarihin tekerrürden ibaret olduğunu ispat eden ve osmanlının son dönemlerinde dönemin adalet sağlayıcıları tarafından idam edilen kişi.

aşağıda idamına dair tarihi bir not ve yazı bulunmaktadır. idam edilişinin yıl dönümünde inancını ve adalet arayışını saygı ile selamlıyorum.

Ah bu tarih... Ders alınmadığında tekrar etme konusunda ne kadar da inatçı.

Ve de ah bu toprakların yiğit evlatları...

Onlar ki bizler için yüz yıl önceden ödenen en ağır bedel. Sizler ki bizler için çektiğiniz çilenin yankıları yıllarca gökkubbeyi sardı. Sardı da bugünlerde duyan olmadı.

İşte onlardan birisinin tamamen gerçek hikayesidir bu. Dünün yaşanıp bugünün bilinmeyenini dünden bugüne aktarma çabası. Duyulsun, bilinsin, kıymet bilinsin diye…

Yıl 1919. Osmanlı'yı yönetenler kendi bekalarının derdine düşerler. Emperyalizm bu, kaçırır mı hiç fırsatı: "Ermeni tehcirini uygulayan kişiler yargılanmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalı!"

Yargılanan Türk yöneticiler, mahkemeler tarafından suçsuz bulunur. Çünkü suçsuzlardır. İngilizler bu kararı kabullenmez. İyiden iyiye baskı kurarlar Damat Ferit Kabinesinin üzerinde. İtilaf devletlerinin kontrolündedir Mütareke İstanbul'u. Tevfik Fikret'in tabiriyle "facire-i dehr", yani İstanbul… Tam anlamıyla şer odağıdır o zamanlar.


Olmayan suç yaratılır, emperyalizm bastırır, yerli işbirlikçiler uygular. Bir noktadan sonra dava intikam almaya dönüşür açıktan. Doğrudan vatanseverler hedef alınır. Hayır; 2006, 2007, 2008, 2009, 2013 değil, 1919...

Bugünün gizli tanıklarından farksız yalancı şahitler de girer devreye ve başlar yargılama görünümlü infaz.

Mesaj alınmıştır. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit Bey hakkında idam kararı verilir.

Kararı veren Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi'dir. Kötü nam ve ellerindeki kan nereden mi tanıdık? Çünkü bu olaydan bir süre sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında idam kararı verecek ekibin ta kendisidir.

DÖNEMİN "HASDAL"I BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ... "SİLİVRİ"Sİ MALTA...

O günlerin Hasdal'ı Bekirağa Bölüğünde bulunan Dr. Mehmet Reşit Bey firar eder. Yakalanacağını anlayınca da düşmana teslim olmaktansa intiharı tercih eder. Canına kıyar. Hayır, Yarbay Ali Tatar değil, ondan 100 yıl önce Dr. Mehmet Reşit Bey...

Atabeyler, Askeri Casusluk, Ergenekon, Balyoz değil; Harp Divanı Yozgat Tehcir Davası... Yöre halkını katliamdan kurtaran, bunun "bedeli" olarak 7 Ocak günü tutuklanan Kemal Bey hakkında son celse 7 Nisan'da görülür. Davayı izleyenler gözyaşlarına engel olamıyordur. Şairin tabiri ile “Hakkı zulüm kanatmaktadır.”

Yargılama sırasında "Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi bir küçük memur bulunacak değildir" der Kemal Bey... Bu kurgu, bu kumpas ve bu savunma; size de bir yerlerden tanıdık geldi mi? Gelmeli...

8 Nisan 1919 Salı. İdam kararı... İdam cezasının uygulanabiliyor olması, emperyalizm ve tetikçilerini "ağırlaştırılmış müebbet" vermekle yetinmekten kurtarır o dönem.

10 Nisan'da idam. Ve idam edilmeden önce şunları söyler Kemal Bey:

"Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet!

Yavrularımın tahsil ve terbiyesine yardımcı olunmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da yardımcı olunursa memnun olurum.

Allah millet ve memlekete zevâl vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk milleti ebediyete kadar yaşayacaktır."

***

Fertler ölür Türk milleti yaşar diyor Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey... Türk Milleti için son nefesini verirken. Oysa şimdi birileri milletin adını söyleyemezken… Onların karşısında gibi görülen ve başka birilerinin temsiliyetini teslim alanlar da o milletin adını tartışmaya açıyor.

Körler ve sağırlar bir yandan mücadele ederken birbirleriyle, bir yandan da el birliği ile "ulus"un, ulus devletin, üniter yapımızın, bütünlüğümüzün ve her şeyden önce “yurttaşlığımızın” altını oyuyor.

Ve asla gözden kaçırmamalı: Bu derece açık saldırı ortamına yaklaşık 100 yıl öncekinin kopyası kumpas davalarla geliniyor.

Bizi bir yerlerden izliyorlarsa şayet Amiral Cem Aziz Çakmak, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, Dr. Mehmet Reşit Bey... Endişelilerdir fazlasıyla. Çünkü yine kayma riskiyle karşı karşıya vatan, ellerimizin arasından.

Tam 90 yıl önce idam edildi Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey. O ve onun gibiler canıyla vatan için bedel ödedi... Onların idamları halkta derin acılar yarattı. Bu acı, Milli Mücadele'nin itici gücü oldu.

Sonrasında Kemalist Cumhuriyet hem o ve onun gibi vatanseverlere yaşatılanların hesabını sordu, hem de emanetlerine, kutsal miraslarına sahip çıktı.

Ve onlar, kendi ölüm yıl dönümlerinde bile bunları yazdırarak, bunların okunup anımsanmasını, öğrenilmesini sağlayarak görevlerine devam ediyorlar.

Peki biz?

Onlar halen görevlerine devam ediyorlar da biz ne yapıyoruz:

Gündelik siyasetin batağına saplanıp bizi biz yapan değerleri ikinci plana atarak?

Belki de öncelikle sorulması gereken soru budur, Cumhuriyeti kuranların mirasına gerçekten sahip çıkmak istiyorsak

https://odatv.com/eger-adalet-buna-diyorlarsa-kahrolsun-boyle-adalet-10041921.html
bu başlıktaki tüm anlamları gör