hubyar sultan

kolibandi
16 yy. da anadoluda yaşanan celali isyanları sırasında tokat ili almus ilçesine yerleşmiş alevi ocak kurucusu ve kolibandı'nın ocak dedesidir.

hubyar köyü bugün sivas il sınırları içindedir. konumu düşünüldüğünde dönemin osmanlı ordusunun kolaylıkla ulaşamayacağı ulaşsa dahi yerleşik güçlerin kolaylıkla gelen düşmanı yok edebileceği stratejik bir yerdedir.

bazı kaynaklarda horasan üzerinden gelen batıni dervişlerden olduğu söylenir bazılarında ise bir savaşçı komutan olduğundan. ocağın mensubu ve talipleri ise hubyarın mucizelerinden, kerametlerinden bahseder.

bazı inanışlarda hz ibrahim'in ateşe atılması hikayesinin benzeri hubyar için de söylenir.

hubyar ocağının ve yolunun ozanlarından olan aşık alican'nın aşağıdaki deyişi bu anlatımı hikayeleştirir.

Çekip geldi ulu pirler yurdundan
Çıkıp tekeliye kondu HUBUYAR
Yanıp tutuşurdu yolun derdinden
Pirinin yolunu sürdü HUBUYAR

Bu yolun evveli varır Ali'ye
Niyazım var ululardan uluya
Yönümüzü döndük Bektaşi Veli'ye
Adını Hünkâr'dan aldı HUBUYAR

Haram ot yemedi yedi koyunu
Değirmene verdi çermik suyunu
Boşa gitti sihirbazın oyunu
Zehiri fincana döktü HUBUYAR

Deryayı geçerken bindi postuna
Yol gösterdi talibine dostuna
Kitabı koydular eşik üstüne
Kitabı nimeti gördü HUBUYAR

Sakalı buz tutup fırından çıktı
Önünde eğildi padişah tahtı
Muhannet köprüsün suyuna baktı
Tersine akıttı suyu HUBUYAR

ALİCAN'IM yola koydum başımı
HÜSEYİN aşkına döktüm yaşımı
Gürgen çukurunun kara taşını
Tahta kılıcıyla böldü HUBUYAR

https://www.facebook.com/asikpervane/posts/d41d8cd9/10202307830030160/


hubyar köyüne gittiğimizde orada görevli olan (ve yanılmıyorsam o zaman ki şeyhin gelini olan) kadın beni ve diğer iki dayıoğlumu alıp siz bizim akrabamızsınız (ki yanılmıyorsam şeyh annem tarafından akrabamız oluyormuş) deyip bizi hubyarın kişisel eşyalarının olduğu odaya götürmüştü. orada hubyarın çarıkları, kazanları gibi eşyaları göstermişti. tabi bu olay bundan tam 18 yıl önce (2001 de) olmuştu.

o zaman gözlediğim bir şey vardı. türbenin olduğu tarafta ve insanların yoğun olarak gittiği bu bölgedeki (özellikle) kadınlar zenginliklerini sergilemekten hiç çekinmiyordu. boyunlarında kocaman altınlar, kollarında bilezikler falan. erkekler daha mütevazi görünüyorlar ama onlar da konuşunca mangalda kül bırakmıyorlar, istanbul'da ankara'da ve diğer illerde arsalar, apartmanlardan bahsediyorlar. etrafa baktığımda öyle verimli bir arazi de göremezken bu insanların bahsettiği bu servet nereden geliyor diye sordum sonra hemen cevap verdim. bizden geliyor. kurban kestik biz orada, bağışlarda bulunduk. (ben görmedim ama varsa eğer) bakkalından alışverişler yaptık. aslında biz oraya gitmiş turistlerdik ve oraya sıcak para biriktirip döndük.

oradaki insanların bizim köylerdeki ve aynı yaşlardaki kadınlara göre daha genç, daha diri durmalarının sebebi de bacasız sanayi ile kalkınmaları olsa gerek.