confessions

benden yazar olmaz

Kurucu  · 17 Temmuz 2013 Çarşamba

  1. toplam anlam 25216
  2. takipçi 2
  3. puan 28103

şeyh uçmaz müritleri uçurur

benden yazar olmaz
şeyhten ziyade, şeyhin tekkesinden çorba içen kraldan çok kralcı kimselerin ceplerine daha fazla girsin diye şeyh hakkında rivayetler uydurmasını anlatan bir söz. günümüz modern dünyası iş ortamında müdürün yalakası olan tiplerin müdür hakkında abartılı övgüler düzmeleri de bu söz için güzel bir örnektir.

papa seçimi

benden yazar olmaz
adamın bildiğin "erkek mi?" diye taşaklarını kontrol ederek yapılan seçimdir.

nedeni ise daha önce bir kadının herkesi kandırarak papa olmasıdır. durum anlaşıldıktan sonra böyle bir gelenek hasıl olmuş, inanmayan baksın: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=308782

halk otobüsü çalıp duraktan yolcu toplamak

benden yazar olmaz
kocaeli - izmit'te yaşanmış olan sıradışı -pardon!-, artık alışılagelen manyaklıklardan biri.

otogar bölgesinde şoförün koltukta olmadığını gören bir ruh hastası şoför mahalline oturup aynı istikamete doğru yola çıkıyor. duraklardan yolcu toplayıp onları evlerine kadar bırakıyor. ilk başta arkadaşlarının kendine şaka yaptığını düşünen şoför durumu haber alınca taksiye atlayıp otobüsünün önünü kesiyor. çılgın kahramanımız ise halen polis tarafından aranıyor.

hakemin futbolcuya çelme takması

benden yazar olmaz
nasıl bir sinir yapmışsa hakemin hırsın dibine vurmasıdır.

fransa 1. liginin 20. haftasında psg ile nantes arasında oynanan maçın 90. dakikasında hakem tony chapron bilinmeyen bir nedenden ötürü diego carlos'a çelme takmaya çalıştı. kendi düşen hakem ayağa kalkınca kırmızı kartı bastı. çok mu göçmen aldılar son dönemde nedir bu?

haktan akdoğan

benden yazar olmaz
yaklaşık 25 yıldır ilk başta star (interstar'dı o zaman) tv'de bi ufo programıyla biz 90'lar gençliğinin beyninin ırzına geçtiği yetmemiş gibi hala daha ufo mufo saçmalamaya devam eden adam.

o zamanlar, gençliğin verdiği gazla elime ışıldak alıp geceleri aklımca uzaya sinyaller gönderdiğimi bilirim bi uzayoğlusu gelip beni bulsun diye. hadi ben kıyısından köşesinden ıdısından dıdısından bulaştım bu işe ve baktım öss yaklaşıo diyerek kendimi kurtardım da 20 - 30 yıldır bu adam tek dünya dışı varlık görmüş mü bir sonraki çıktığı programda da onu anlatsın. mesela ben çok merak ediyorum andromeda galaksisindekiler rakı falan içio mu diye...

bana göre, """20 30 yıldır ekmek kapısı uzay olan bir adam""" ya dış güçler tarafından destekleniyordur ya da babadan dededen aşırı zengindir ve kendine takılmak için böyle bir fantazi uydurmuştur boşluktan. benim, çalışmaktı, geçinmekti derken bu skindirik işe ayıracak 20 30 senem yok açıkçası.

hem ne malum a.k belki de uzaylılar aramızda görünmez bir şekilde ya da başka frekanslarda dolaşıyorlar ille de bacası ayağı olan bi uçan daire olmak zorunda mı buna inananların beynini skiim ben. diyelim ki çok uzak gezegenlerde biri ufo benzeri bir cisim keşfetti ve onunla yapıyor uzak seyahatlerini eyvallah peki ondan çok daha uzak başka galaksidekilerde mi benzer süreçten geçip benzer şeyler icat ediyorlar, bir diğerinin tamamen başka bir teknolojik gelişimi olması ve başka şeyler icat etmesi lazım buna inanmak cidden aptallık.

not: dünya dışı varlıklara inanıyor olmam, bir ışık yılının 9.6 milyar km olduğunu bilmem bu saçmalıklara prim vermemi meşru kılmaz.

askerden yeni gelen kişinin herkese komutanım demesi

benden yazar olmaz
askere gitmeyen kişilerin "şaka" ya da "abartı" olarak algıladığı, gerçekten de yaşanma ihtimali olan hadisedir.

askerlik denilen ve "türkiye'de sosyolojik olarak incelenmesi gerekenler listesi" kapsamında yurdum top 10'una kafadan girebilecek bu olgu ve kurum insanı öylesine tuhaf psikolojik hallere büründürebiliyor ki, teskere alan insana 15 gün ile 1 ay anlayış gösterin notunu ekleyip öyle devam etmek istedim bu yazıya.

şahsen kimseye komutanım demedim ama dürüstçe itiraf etmek gerekirse deyip dememek arasında tuhaf bir gelgit yaşadım. zaten teskeremi aldıktan sonraki ilk 1 ay halen asker psikolojisini birebir yaşıyordum. rüyamda nöbet tuttuğumu ya da komutandan kaçıp arazi olduğumu görüyordum. her sabah yataktan kalktığımda "niye ordu sabah jimnastik hareketleri yok hayatımda, kendi kendime de olsa yapmalıyım" deme noktasına geliyordum mübarek ya da yürürken çakı gibi yürüyordum tören alanında yürür gibi ve hatta bazen hazırola yakın bir pozisyon alıyordum marketten sigara alacağım zaman bile... neyse, zamanla normale dönüyorsunuz tabi, her ne kadar bazı izleri kalsa da, geçiyor bir şekilde.

askerden döndükten 10 gün sonra doktora gittim. doktor bana röntgen çektirmem gerektiğini söyledi. röntgeni çekip geldim. öyle bir psikolojideydim ki sanki "bana 10 gün rapor yazsa da yatak istirahati alıp içtimadan yırtsam" modunda gibi hissettim. oysa askerden daha yeni gelmiştim ne iş vardı ne de güç; annemin yoğun yemek terapilerine maruz kaldığım yediği önünde yemediği arkasında tadında bir yaşantıdaydım. kapıyı çaldım, bir elimde röntgen diğer elim bacaklarıma birleşmişti. hayır ben bir yurttaştım, hastaneye hizmet almak için gelmiştim ve çıkmalıydım artık bu sktiğimin hazırolda durma psikolojisinden ama çıkamıyordum. bildiğin hazıroldaydım lan adamın karşısında. röntgeni uzatırken "buyrun ko kom komm doktor bey" gibi tuhaf bir cümle çıktı ağzımdan. askerde doktorlar da subay ve astsubaydır zaten, belki de ondan oldu bilemiyorum. adam şöyle tuhaf bir şekilde baktı, "sen askerden yeni mi geldin?" dedi. "evet ko kom doktor bey" dedim anlaşılmış olmanın verdiği uyuz bir gerginlikle. ezik gibisin lan orda. içimden "yeter artık soru sorma da bak şu röntgene de defolup gideyim" isyanındaydım çünkü bir türlü çıkamıyordum hastane içinde o halet-i ruhiyeden. yanındaki asistan pis pis sırıtıyordu bana. doktor ne dese beğenirsiniz. "bir şeyin yok aslanım `: bu aslanım çok dikkat çekici bir tonda` şu ilacı al ve 1 hafta dinlen"... yani ben sadece 10 gün dinlenmek için bu eziyeti çektim üzerine "sağ olun kom ko dotor bey" diyerek odadan çıktım mal bir ezik gibi... kendimi sevgilisi tarafından terk edilmiş tiki kız ağlamaklığında hastanenin dışına attım ve derin bir nefes aldım. arkamı son kez dönüp hastaneye tuhaf bir bakış attıktan sonra uzun bir süre uğramadım kamu kurum ve kuruluşlarına.

kasiyerle marketin sahibiymiş gibi konuşan teyze

benden yazar olmaz
değişen dünya koşullarından bihaber olan teyzedir.

1990'lar sonrası hızlanan kapitalist dünyanın şartlarına öğrenme yaşı geçtiğinden dolayı adapte olamamış teyzedir bu; trajikomik anlara sebebiyet verir. tezgahtan kasaya yönelip kasiyeri bulduğunda sanki kasiyer oraların sahibesiymiş gibi başlar dilek ve şikayetlerini sıralamaya.

- bu ürünün kampanyasını 1 hafta daha uzatsanıza yavrum, emekli maaşım ayın 1'inde yatıyor benim.

kasiyer bozmaz tabi teyzeyi. anlatmaya kalksa yarım saat sürecek bir muhabbet vardır çünkü. diyemez ki benim şefim var, onun müdürü var, sonra bizim bölge sorumlumuz var ben ne karışayım teyze diye. doğru dürüst cevap alamayan teyze sıralamaya devam eder...

- bak ama x süper market'te geçen ay şöyle bir kampanya olmuştu tam 20 gün sürmüştü. üstelik evlere servisleri de var...

kasiyer ne yapsın teyze? bir yandan önüne koyduğun ürünleri kafası karışmadan hesaplamaya çalışsın, diğer yandan senin önüne koymak için poşet almaya eğilsin ve senden sonra sırada bekleyen 5 müşteri homurdanmaya başlamadan hızlı davranmaya çalışsın. zaman değişti teyze, artık kampanya hakkında konuşabileceğin gerçek muhataplar tıpkı birer big brother edasıyla ancak kameradan izliyor seni; o da senin kara kaşın kara gözünün hatırı için değil; müşteri davranışlarını daha iyi analiz edebilmek, kasiyer çalışıyor mu çalışmıyor mu bunu takip edebilmek için; kar odaklı... bu oyunda başka hiçbir anlamın ve önemin yok teyzeciğim.

evde whopper yapmak

benden yazar olmaz
sanıldığı kadar zor olmayan iş.

efendim... fast food ile arası çok fazla iyi olmayan bir kimse olarak -her nasıl olduysa- whopper hastalığına yakalanmış durumdayım. bir gün yerken "bunun içinde ne var" demeyi akıl ettim. pek bir numara yoktu. biraz göbek marul, çok az dilimlenmiş soğan, ince dilimlenmiş bir dilim domates, salatalık turşusu, çok az ketçap/mayonez ve tabi ki burger.

alışveriş merkezine gidip kaliteli bir sandviç ekmeği aradım. işin ekmek kısmı çok önemli. gerçekten iyi bir sandviç ekmeği olmalı. ardından burger et alıp evin yolunu tuttum. yukarıda yazdığım gibi ince dilimlenmiş marul, soğan, domates, ve turşuyu ekledikten sonra tıpkı onların yaptığı gibi ketçap ve mayonezi ucundan koklattım. tavada burger'ı kızartıp ekmeğin içine koyduktan sonra hepsini birden ısıtmak için 45 saniye mikrodalga fırına koydum. sonuç: %95 başarı.
başarı dediysem whopper'a benzemesi açısından. son derece lezzetli oldu diyebilirim.

not: yapmayı düşünürseniz burger et tavuk olsun çünkü burger king'in kullandığı et hafif, tuzsuz ve fazla yağlı değil.
not2: mikrodalga olayını yapmaya bilirsiniz zevke kalmış.
not3: bana küfretmemek için lütfen ekmeği ve eti doğru seçin.

dünya nüfusunun 100 yılda 4 kat artması

benden yazar olmaz
her yeri apartmanlarla doldurup tüm hayvan ve bitki türlerini yok edip kelimenin gerçek anlamıyla yamyam gibi birbirimizi avlamaya başlayacağımız zaman idrak edebileceğimiz mühim hatanın başlangıcı. yapılan araştırmalar, dünyanın tüm dengelerini koruyarak dünya üzerinde yaşayabilecek maksimum insan sayısının 600 ila 700 milyon arası insan olduğunu söyleyedursun biz 2025 yılında 12 buçuk milyar olmanın peşinden gidelim. bu şekilde pervasızca bindiği dalı kesen bir ırk... tarihin başından beri yarattığı her şey ile beraber sorgulanmalıdır.
0 /